Alternatif Kaynaklar
La noche que mi madre mató a mi padre

La noche que mi madre mató a mi padre

1987 yılının sahnesi önümüze seriliyor ve liseye giden ‘Dirty Girl’ lakaplı Danielle kaçıyor. Onunla birlikte, kilolu ve eşcinsel olan Clarke, Joa adlı bir un çuvalı ve içinde nefis 80’ler müziğinden oluşan bir Walkman ile sıradan bir hayatı geride bırakıyorlar. Danielle, isyanla gençliğini şekillendiren asi bir genç kız. Sıradan olmayı kesinlikle reddediyor ve bu durum ona okulda ‘Dirty Girl’ ismini kazandırıyor. Onun yoldaşı ise, kilolu ve eşcinsel olan Clarke; kaçınılmaz zorbalıklara dönük savunmasız bir hedef. Birbirlerinin tam zıttı olan bu gençler, Joa adı verilen un çuvalı bebeği de yanlarına alarak bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkıyorlar. Bu ilginç ekip, Walkman’lerinde çalan, özgürlüğü ve gençliği simgeleyen o unutulmaz 80’ler ezgileri eşliğinde, dünyayı keşfetme ve kendilerini bulma arayışına giriyorlar. Farklılıklarına rağmen Danielle ve Clarke, zorlukları aşma ve hayatın acımasızlığına karşı dayanma konusunda eşsiz bir dostluğu ve dayanışmayı keşfediyorlar. Hem Danielle’ın asi ruhu hem de Clarke’ın saf kalbi, bu hikayeyi unutulmaz bir gençlik macerasına dönüştürüyor. Bu ikiliyi ve un çuvalı Joa’yı izlemek, 80’lerin sıradışı melodileri eşliğinde, bize hem gençlik heyecanını hem de özgürlüğün tatlı kaçışını hatırlatıyor.